Ekibimiz

Soner:  Kod adı falan yok, isim taktığımızı öğrenirse para mara alamayız!
Her ay çıkardığı vergilerle bizim şirketin mi Maliye Bakanlığının mı elemanı olduğunu çözemediğimiz gizemli insan.

Yüzeysel de olsa her konuda bilgi sahibi olduğundan Tübitak’ta işe başlayıp rahatlıkla proje red edebilir.
Nadiren çıktığı kuytu köşesinden göründüğünde Sevim Abla bile karton bardak alımlarında kısıntıya gidilmesin diye saklanıyor.

En sevdiği ses, 1- oğlunun telefonda ‘gol’ diye bağırması 2- para sayma makinesinin para sayarken çıkardığı bestseller.

En sevmediği gün, Cuma.
Zam isteme gafletinde bulunanları aynı anda hem gülüp hem öfkelenerek cevap verip şaşırtarak maaş indirimine gidebiliyor.

En sevdiği cümle, ‘Bugün ödeme yok’

 

 

Haşim: Faturacı, çalışkan bankacı.

İşe girdi gireli banka personeli mi Özcan Gümüş personeli mi anlaşılmış değil. Çemberlitaş, Sultanahmet, Beyazıt’ın bütün bankalarından sorumlu, müdüründen personeline kadar kanka olan, banka personelinden şirkete çektiği müşteri ile de şirket cirosuna ciddi katkı sağlayan Beşiktaşlı adam.
Konsere gitme fikriniz varsa google’dan önce Haşim’e sorabilirsiniz. Mekan, saat, karaborsa, sanatçı sağlığı, söylenecek şarkıların sıralaması vb konularda detaylı bilgi verebilir.

En sevdiği cümle, ‘Hay ben bu bilgisayarın.’

 

 

Bilal: Sistem adamı, yönetim mekanizması.

Koskoca fabrikada tek çivi  bile onun haberi olmadan yer değiştiremez. İşinin adamıdır, sistemlidir, serttir, şefkatlidir. 90 kişiye otorite sağladığı yetmezmiş gibi makineleri bile yola getirmeye çalıştığı görülmüş. Haftada en az bir defa catering şirketi ile dövüşür.

‘Dişim ağrıyor, bugün dişçiye gidebilir miyim?’ diye izin almak için odasına girdiğinizde muhtemelen ağrıyan dişiniz elinizde çıkarsınız.

 

 

Servet: Bulgaristan navigatörü.Kerime Yılmaz’ın eşi.

Konuşmaktan yeme içme kadar haz eden, gerektiğinde kamyon tamir edebilen, her türlü aleti edevatı temin edebileceğiniz, Bulgaristan başkonsolosluğunun kankası. Sizi kaçak yollardan Bulgaristan’a sokabilecek kadar bağlantısı olduğu biliniyor.

Tüm personel Bulgaristan’a gitse Servet Abi’nin oradaki evini rahatlıkla bulabilecek harita ve görsel bilgiye sahip şu an.

Geçen gün kapı önünde sigara içerken sokak kedisine bir şeyler anlattığı görülmüş, henüz rastlamasak da kamera kayıtlarından o anı bulmaya çalışıyoruz.

 

 

Ufuk: Paralel yapı, derin devlet.

Tam bir muhalefet! Muhteşem bir yetenek.

Yapılacak işleri günler öncesinden masasına sıralayıp zaten o işleri yapmaya gidenlere kendi işini de kitlediği mükemmel bir yetenekle bezenmiş. Yıllardır bu yeteneğinin üzerinde kendini geliştirmiş geliştirmiş geliştirmiş.

Ailesine, site komşularına ve site havuzuna bağlılığıyla biliniyor.

En sevdiği cümle, ‘Yukarı mı çıkıyorsun?’.

 

Kerime: Sessiz ve derinden! Servet Yılmaz’ın eşi.

Yıllardır Servet Yılmaz’ı idare, kontrol, hoşgörü ile karşılamış da şirkete 3 kıtanın farklı yerlerinden gelen iş ortaklarımızı mı karşılayamayacak!

Her türlü hesap işlerinden başarılı sonuç elde eden Kerime’nin, işe saat kaçta geldiği (hatta gelip gelmediği) belli olmasın diye bu kadar sessiz olduğu sanılıyor diyeceğiz ama kontrol ediyoruz hep saatinde geliyor. Konuyu araştırmaya devam ediyoruz.

 

 

Murat: Karadenizli Uşak.

Mağaza içinde hem bu kadar hızlı adım atıp hem bu bu kadar çok kişinin ne yaptığını gözetleyebilen yetenek insanı. O da yetmez gibi elindeki telefonla, kameradan mağazanın diğer ucunu gözetler ama esas yeteneği beynini arşiv olarak kullanabilmesidir. 10 yıl önce Bangkok’tan  alınan malın kimden, ne fiyata, ne pazarlıkla alınıp sonra o malın hangi çekmecenin hangi bölümüne konulduğunu hatırlar. O konuda aksini iddia ederseniz kamera kanıtlarıyla gelir sizi dumur eder.

En sevdiği cümle, ‘Hamsi!’

 

 

Atilla: Kod adı, dil.

6 (yanlış okumadınız, yazı ile ‘altı’) dil bilen bir insan en fazla ne kadar mütevazi kalabilir sorusunun ayaklı kanıtı. O kadar mütevazi ki bazen insanı sinir edip üstüne ‘ulan ben altı dil bilecektim ki’ diye iç çektirir. Ortamlarda karşı cinsle muhabbette tıkandığınızda, ‘Bizim şirkette bi adam var altı dil biliyor.’ muhabbeti açabilme sebebi.

Yabancı ve genç kadınların sevgilisi, komut adamı, henüz her dilden anlaşabildiği bir kız bulamadığı için evlenmiyor. Bulursa evlenecek.

Irk, dil, din farketmeksizin gelen her iş ortağımızla ilgilenmesini geçtik, Sultanahmet’e gezmeye çıksa adres soran insanların hepsine kendi dilinde cevap verebilir diye iddiaya girmeye hazırlanıyoruz.

 

 

Nafi: TC Vatandaşı, yüzüklerin efendisi.

Görmüş, geçirmiş çok bekar kalmış, çok bekar yemeği yemiş Iraklı adam. Şu an evli, mutlu, çocuklu. Erkek yüzük sevdalısı ve sorumlusu.

Şirket içinde taktığı atkı ile şirkete farklı bir entelektüel kimlik kazandırdı. TC vatandaşlığına kabulünden beri de ev sahibiyle kavgalı.

En ufak hatasında kendisini ilgili birimlere şikayet edip vatandaşlıktan attırıp, tekrar başvurmasını sağlayacağız, bu sayede şirket olarak o aldığı baklavalardan tekrar nasipleneceğiz, planlar şu an işliyor.

 

 

Lerzan: Şirinlik Abidesi.

Şirketin en küçüğü, joker elemanı. Sevimli, afacan ama kurumsal. Akşama kadar katlar arası mekik dokur, spor falan yaptığına inanmıyoruz, tüm formunu buna borçlu, Türk müşteri ile ilgilenir, verilen işi hızlı şekilde halleder, akşam çayında bisküvisini eksik etmez.

En sevdiği cümle; ‘Fatih Abi’ ile başlayan hepsi.

 

 

Inna: Kendisinin beslenme uzmanı olduğu görüşüne dair sağlam kanıtlar var ya da belki mesai dışında aktar da falan çalışıyordur, anlayamadık. Her sabah çeşit çeşit bitki çayları, limonlu suyu eksik olmaz. İnternetten alışverişi de çok sever, kargo firmasının şirkete verdiği özel teklifi İnna’ya da sunması size durumu daha da açıklayacaktır.

 

 

Anastasia: Kapşonu ile bütünleşmiş insan. Şirket içinde bakımlı, dışında ise tanınmamak için midir nedir kapşonsuz gezdiği henüz görülmedi. Rus ortaklarımızla ilgilenir, iş yaparken müzik dinler, merdiven inerken sakız çiğner.

İş başı yapmak için sabah ezanıyla yollara düştüğü bilinir. İstanbul’da oturduğunu da iddia eder, Beylikdüzü diye bir yerden bahsediyor ama henüz gidip gören, bilen yok orayı.

 

 

Sevim Abla: Şirketteki en faydalı insan olmasına karşın kahve şebekeleri ile de bağlantısı olduğundan şüphe duyuluyor. Sinsi sinsi, sessiz sessiz yaklaşıp masaya kahveyi bırakıp gider. Şirkette çalışan onlarca insanı 10:30 kahve saati bağımlısı yaptığı gerçeğini göz ardı edemeyiz. Şebeke bağını açıklayan bir diğer olay da, kola kapağını tam kapatmadan buzdolabına koyan insanları öldürmek istemesi.

 

 

Fatih: Sosyal ama medyada.

Sosyal medya hesaplarını ve e-ticareti yönetir. Ekrana bakmaktan bozuldu bozulacak olan gözleri için gözlük masrafını şirkete yansıtacağını aylar öncesinden muhasebenin bilinçaltına empoze etmeye başladığını biliyoruz.

En sevdiği cümle: ‘Sizin de internetiniz yavaş mı?’

 

 

Sinan Araç: Otorite!

Sabahları şirkete adım attığı an masadaki kalemin bile kendine düzen verdiği, dik yürüyüşü ve oktavlı ses tonuyla karşısındakini kediye döndüren insan. Masterını ‘Konudan konuya profesyonel geçiş ve birden fazla şirket nasıl yönetilir?’ üzerine yapmış olabileceğini düşünüyoruz. Bir karar onayı için ya da bir şey danışmak için yanına gittiğinizde sıra beklersiniz. İstanbul Emniyet Müdürü ile de görüşüyor olabilir, Yeşil Han’ın çaycısı ile de.

Üç farklı dev sektörde faaliyet gösteren şirketin üç farklı iş kolu nasıl idare edilebilir, o kadar karar nasıl verilebilir, merak eden varsa buyursun.

Şirkete araba mı alınacak, ‘Gidin alın abicim bugün bi tane.’ diyebilirken ‘Ne! Tosta 10 lira mı verdiniz?’ diye hesap sorabilir kendisi, ters düşmek isteyeceğiniz son insan.

 

 

Mustafa Özcan: Patron.

Diploma, ödül, teşekkür plaketleri, birincilik maketleri, 5 para sayma makinesi.

Sessiz kişiliği ile içten içe düşündüğünü, olan biteni gözlemlediğini düşünmenizi sağlayan, beyefendi kişiliği ile de çalışanına rahatlık hissi tattıran insan.

Etliye sütlüye karışmaz, borsa, rakam ve misafirleriyle ilgilenir. Henüz sinirlendiğini gören olmadı ama bu şirkette çalışmak da, bu yapıya sahip insanların sinirlenirse neler olabileceğini önceden kestirebilme zekâsına sahip olması gerektiği için, o şirkete girince herkes adeta bir şirinlik abidesi. Aldığı zeytinyağlarına bakılacak olursa da bizden gizli bir zeytinyağı fabrikası var, yıllık izinde bunu araştıracağız. Bir de arabası çok güzel.

En sevdiği cümle; ‘Soner TL nakit var mı?’

 

 

Elif Özcan: Patronun Patronu.

Neşe saçan insan. Şirkete her ne kadar 6 ayda bir gelse de, özgür ruhu, genel ve e-ticaret konusundaki bilgisi ile ‘vay’ dedirten.

Neyse ki şu sıralar İpek Bebek ile ilgilendiğini biliyoruz.

 

ve daha yazamadığımız nice çalışanımız.

 

Fabrikada Çalışan Bütün İnsanlar: İş gücü, emek, alın teri, varlık sebebimiz.

 

 

 

Özcan Gümüş; 3 kıta, 30 üzeri ülke, onlarca çalışan, ihracatta Türkiye birincilikleri, üretim, milyonlarca dolar ülke ekonomisine katkı, binlerce eşsiz ve yeni model, tecrübeli ve güler yüzlü personel.

 

Copyright © 2017 Özcan Gümüş Kurumsal. Tüm hakları saklıdır. NeticaretGold®